29 Ocak 2022 Cumartesi

 WALKING ANYWHERE

GÖZDE YENİPAZARLI

Nafi Güral Sanat Galerisi, 2017, İzmir

 Walking Anywhere, 100x1500 cm, C-Print, London, 2016

Walking Anywhere, 100x1500 cm, C-Print, London, 2016

Walking Anywhere, 100x1500 cm, C-Print, London, 2015

Walking Anywhere, 100x1500 cm, C-Print, London, 2016

Walking Anywhere, 90x90 cm, C-Print, London, 2016

Walking Anywhere, 90x90 cm, C-Print, London, 2016

Sergiden görünüm









Londra & walking anywhere

 

 MÜMTAZ SAĞLAM 

 

“Toplumsal ve kültürel alanı çalışan, elde ettiği görsel detaylarla gündelik hayatı belgeleyen bu bakış, insan hikâyeleri üzerinden anlatıya derinlik katmakta, anları zaptederek ve mekânsallaştırarak Londra’yı aşkın bir gerçeklik olarak karşımıza çıkarmaktadır.”

Günümüzün büyük kentleri, karmaşık, katmanlı ve çok boyutlu bir yapı olarak karşımızdadır. Heterotopik bir bütünlük içindeki bu sorunlu yapıların, kendine bulaşma çabası içindeki her bireye farklı ve zorlu deneyimler sunması kaçınılmazdır. Yine de bu süreçte psişik gerekçelerle oluşan mesafenin aşılması; belirgin kodlarla örülmüş bir kent dekoru önünde pazarlanan parıltılı ve gelip geçici bir şimdi’yi herkesin paylaşması mümkündür.

Bu noktadan bakıldığında, özellikle Londra’nın; her gezginin kişisel tarihine iz bırakan farklı bir potansiyele sahip olduğu görünmektedir. Neredeyse birbirinin aynı olan sıralı düzendeki evleriyle; dahası kenti sarıp kuşatan kırmızı/sarı tuğlalarla örülmüş mimarisiyle ve onu bütünleyen cam ve çelikle kurulan bu mekânsal tipoloji, cadde ve sokaklarda süren hayatın temsiline uygun imkânları fazlasıyla içermektedir. Kentsel dekoru arka plana alarak bir bakıma öteleyen Gözde Yenipazarlı, esasen bu mekânlarda sahnelenen gerçek/alternatif durumlarla ilgilenmektedir. Tespit ettiği anlar, yer yer duyumsal bir sertlik ile insanî bir sıcaklığın izini sürmekte; İngiliz tarzı hayatın dışında kalan ya da onu tamamlayan ayrıntılara özellikle dikkatleri çekmektedir.

 Gözde Yenipazarlı’nın yaratıcı gözlem deneyimi; yaşanan an’ı arzulayan ve belgeselleştiren bir yaklaşımdır öncelikle. Londra’yı dinamik bir karma kültürel mekân olarak gündelik hayatın dinamizmi bağlamında içerden yansıtma derdindedir. Elde ettiği sonuçlar, sıradan görüneni son derece içsel, ilginç ve kişisel bir tarz ile ortaya koyabilme becerisinden kaynaklanmaktadır. Dahası buna anlatısal bir nitelik kazandırarak, estetik vurguları öne çıkaran bir gerçekçilik ile herşeyden önce marka değeri taşımayan mekânlara ilişkin küçük yaşantılara yönelmektedir.

 Kenti birkaç kez ziyaret edenler ya da bir süre orada yaşayanlar bilir ki; bir gezgin olarak, Londra ile yüzleşmek; ancak simgelerle örülen bir ilişkiler sisteminden koparak, değişik bir program ya da rota geliştirmekle mümkündür. Hedefe müze, meydan, köprü ya da bina gibi bildik mekanları koymadan girişilen bu proje, ancak queer mekânların takibi ya da keşfiyle; simetrik olmayan kayboluş hikâyeleriyle anlam kazanır. Burada elde edilen öznellik, Gözde Yenipazarlı’nın çektiği kareler kadar, kendi seyir ritüeline tesir eden, hiç kuşkusuz talepkâr ve sıra dışı görünen bir keşif isteğiyle alâkalıdır. Böylece fetişleşen unsurlar, tuhaf ve kirli detaylar, arka planlar ile birlikte, yaratıcı ve karmaşık bir yorumun/bakışın izleri haline gelir. Görüntüye hacimsel bir yoğunluk ve gerilim katan bu yaklaşımın, poz’a yönelik yarattığı arzu çok açıktır. Kompozisyon bilgisi ve endişesinin de bu noktada açık bir duyumsal çekicilik sağlaması, görüntüye esaslı bir derinlik kazandırması normaldir. Dahası ışık ve gölge etkileriyle, bu yorumun yoğun ve sert bir radikalleşmeye dönüşme olasılığı da oldukça yüksektir. Ve bu radikal tavır, Londra’nın yapısal alanını saran bir farklı bir duyumsamadan gücünü alır. Anlatı klişelerini ters yüz eden bir riskli bir ilişkilendirme çabasının esas dinamiğini oluşturur. Mekân ve olayların kentli bir ölçekte, zamandan kopuk bir şekilde ilişkilendirilmeleriyle melez bir konuma evrilir. Bu yüzden; bu fotoğraflara, rastlantının önceliği yerine, stratejik bir görme ve biçimleme hadisesi, plastik hale gelen bir üretim pratiği olarak bakılmalıdır.

 Öte yandan; Gözde Yenipazarlı’nın objektifinde ortaya çıkan görsel boyut, hiç de steril olmayan bir gündelik evreni yansıtmaktadır. Londra imgelemini başkalaştıran ironik bir gösterimdir bu. Mesafe endişesini ortadan kaldıran bir buluşma hadisesi halini alarak dışavurumcu bir nitelikle ifade edilmektedir. Daha çok geri planda tutulan metropolün, özgürlük bilincini besleyen paradoksal pek çok duyumu kışkırtma olasılığını da bu aşamada doğru anlamak gerekir. Londra bu bakımdan iri ve büyük bir mutluluk üretimi merkezidir. Dolayısıyla; cinsiyetçi kodlarla örülmüş karma-karışık hikayelerini, devlet-toplum ve birey ilişkilerini gücün denetimi düzleminde çözen farklı bir gökyüzü sunmaktadır. Belki de bu yüzden, Gözde Yenipazarlı’nın da odaklandığı bu hayat, arzu üreten imge ve simge örüntüleriyle dolu; bunları keşfetme ve orada olma güdüsüyle tamamlanmayan bir düşünsel-psikolojik bir mesele olarak vücut bulmaktadır. Ancak iyi bir zamanlama ile gerçekleşen, öznel vurgular ve müdahaleler sonucu, bu girişim başka anlamlar kazanabilir. Nitekim Gözde Yenipazarlı, yer yer uç noktalara taşıdığı görme ayrıcalığını resimsel bir endişeyle başkalaştıran yaratıcı bir yaklaşım ve kentsel yorum çabası içindedir. Bir bütünleşme hikâyesini canlandıran bu fotoğraflar, gündelik hayatın ritmini bozmadan dış-mekân aralıklarına sirayet ederek adeta yeniden gösterilen; çok kültürlü yapı ya da dokuyu, sessiz ve suskun karelerle betimleyen özel bir Londra Albümü’nün sayfaları halindedir. Kenti psiko-coğrafik bir alan olarak kavramakta, bir akış ritmi içinde cadde ve sokaklara yansıyan ruh halini yakalamaktadır.

 Tabii ki, Londra pitoreskinden bu görüntüleri türetmek; kentle kurulan duygusal ilişki neticesinde, baştan çıkarıcı bir gezi deneyimine girişme kararlılığıyla mümkün olabilir. Genel tipolojinin uzağında biçimlenen bu buluşma; tam da bu nedenle, caddelerin kör parıltısını, düzensiz bir karışımını, tarih-toplum ve kültür referanslarıyla biçimlenen bir üslûpla belgeleyen başarılı bir pratiğe dönüşmektedir…


 İzmir, Ekim 2017


-------------------------------------------------


Kültürel belleğin akışkan mekânı / Londra

 

GÜLAY YAŞAYANLAR


Gözde Yenipazarlı, Londra’da süregiden gündelik hayatı yerinde ve yürüyerek keşfetme eğilimindedir. Büyülü bir kenti duyumsama yaklaşımı içinde çektiği görüntüler, toplumsal dokudan ara kesitler sunan aktivist bir eylemin sonuçları gibidir. Burada mekânlara sıkışıp kalmış, kentin kendine has kültürel hayatına ilişkin vasıflı örneklere kaynaklık eden; fotografik bakışa yön veren dinamiklere ve dolayısıyla sonuca yansıyan, yaşantı içeriğine ve yoğunluğuna da ayrıca temas etmek gerekir.

 

Londra; her şeyden önce teorik bir üretimin merkezi ve nesnesidir. Sanki, yazılı bir metinden oluşan, sürekli bir enerjinin salındığı ya da her an yeniden üretilebildiği akışkan bir mekândır. İnsanların bir arada yaşadığı bu muazzam ama denetimli yığında, gerçekten de hayat, sanatsal bir yoğunluk kültürü’yle harmanlanmaktadır. Bilinçdışı katkılarla oluşan entelektüel birikim, hem kültürel yapıyı hem de sanat algısını hızla dönüştürmekte, bunu kontrol eden bir iktidar vurgusunu ise şiddetle hissettirmektedir. Bu kapsamda önerilen kamusal alanlar, kentin hayat tarzı ve kimliği hakkında son derece fazla bilgiyi barındırmaktadır. Burada kültür mekânları arasında sıkışıp kalan, yani tedirgin edici bir aralıkta hem içerde hem de dışarıda tutulana da kucak açan hegomonik bir yapı inşa edilmektedir.

 

Londra aynı zamanda; yeni-modernist tereddütlerin incelikle hesaplandığı, tutkuların ve geleceğe yapılan yatırımların düşünsel gerekçelerinin üretildiği kültürel bir stüdyoyu andırmaktadır. Entelektüel üretimin konumlandığı müze ve galeriler, gündelik hayat içerisindeki sanat tüketimi talebini bütünüyle karşılamaya hazırdır. Bellek ve zamanın izlerinin birbirine karıştığı ilişkisel bir ağ, farklı bir göstergeler dizisi üzerinden kenti gezenleri kendine bağlar. Sanatsal ivmeyi yakalama ve kaydetme telaşı, aslında buradaki makro kosmos’a dahil olma deneyimidir. İnsana ve tepkilerine duyarlı hale gelen kent, içten içe derinleşen etkileşimli yapısıyla, tıpkı travmatik bir bedene dönüşen büyük bir müzeyi andırır. Dahası, kültürel rekabetin doğası gereği bir yandan gelecek planlanırken, diğer yandan kültürel programların iyimserliği içinde güncel tartışmaları tarihsel bir arka plana iteleyen parodik sunumların (bir pazarlama stratejisi olarak) şıklaşan kurgusu ürküntü yaratmaktadır.

 

Londra’da insanlar aslında post-kapitalist durumlarla yüzleşmektedir. Özellikle kültürel beklentilerine karşılık ararken, metropollere özgü endüstriyel yatırımlara ilişkin tartışmalara tanık olur. Bu nedenle sanatsal ve kültürel yapılanma ile ekolojik doku ilişkisi, sözgelimi sorunlu bir alan olarak öne çıkmakta, sosyal etkinlikler ve nefes alma alanları incelikle düşünülerek planlanmaktadır. Londra’nın demografik yapısıyla ilişkili talepler doğrultusunda her gün için tasarlanan zihinsel programlar, hiç olmadığı kadar hızlı işlemektedir. Bu nedenle, ara zamanlarda ve ara yerlerde tüketilen kültürün niteliğinin ne düzeyde olabileceğini bile kestirmeye çalışan bir kültür mühendisliği sanki devrededir. Kozmopolit yapının farklılığı ile tüketilen sanata yönelik projeler üzerinden kente sağlanan katkıların sorunsallaştırıldığı önemli tartışmalar yaşanmaktadır bu kentte…

 

Entelektüel üretimin ve ahlâkın her gün daha estetize bir hal aldığı Londra’da, emek harcanarak elde edilen üretimin biçimlenişine dair oluşan sanatsal öngörü, bir tasarım sorunu ya da esaslı hakikât olarak önem kazanmaktadır. Endüstriyel gerekçelerle çatışan durumları ve emek süreçlerini anımsatan tarihsel ve kurumsal tartışmalar ya da belirlenmiş diğer pek çok şey, sürekli değişen ve dönüşen kültürel belleğin dayanakları olarak hala çok değerlidir. Ve yeni sorular için ise yeterince kışkırtıcıdır: Evet; Londra’ya özgü bir arzu haritası yapmak mümkün müdür? Biçimsel olarak gördüğümüz şeyler ile Londra’ya has gerçeklik sorunsalı, toplumsal düzeyde farklı isteklere mi yanıt vermektedir? Yani mekânlar, nesneler, olgular ve durumlar üzerinden gelişen birtakım alt dinamiklerle kenti değerlendiren bir duyarlığı geliştirmek yeterli midir? Londra’nın gelecekteki hayatının ne olacağı, ne tür değişikliklerin yaşanabileceği kestirilebilir mi? Londra’ya özgü gerçeğin içeriğinden bahseden ve şimdiden adil olan herhangi bir metin yazılmakta mıdır örneğin? Oscar Wilde, Bernard Shaw, Wirgina Wolf ya da George Orwell’ın Londrası’nın, artık kent üzerinde söz sahibi olmayan sınıflarla, zihinsel emek üzerinden gelir sağlayan nitelikli grubun eriştiği bir bilgi ya da ideal olması paradoksal bir durum değil midir? Belki de bu nedenle Royal Academy’den mezun genç sanatçıları birer meta haline getiren Londra; deyim yerindeyse William Turner’in sisli ve bulanık fırtınalarında kendini bulmaya çalışmakta gibidir. 

 

Ayrıca eklemek gerekirse; kent ile birey arasındaki duygulanımların artışı ile ters orantılı bir biçimde gelişen ve mesafe yaratan bu boşluk duygusu, giderek bir soruna dönüşecek midir? Yeni kültürel sorumluluk, Damien Hirst’un heykelini sahiplenmeyi önerirken, kamusal alandaki bu radikal dönüşüme (Shard örneğini anımsayalım) ne yanıt verileceğini hep birlikte göreceğiz. 

 

Sonuçta; kültürel hiyerarşinin her gün artarak güçlendiği Londra, yeşil dokuya sinen manolya, ve zambak gibi kokuların eşliğinde insanların yaşama özlemlerinin değişmez erotik mekânı olmaya devam etmektedir. Burada; seçilmiş özel imgelerle savrulan zaman, yaşam alanlarını dönüştüren yeni temsil stratejilerinin turistik önemini ve devamını sağlamaktadır. O yüzden de; bilinçdışını istilâ etmeye yönelik kırmızı üzerinden işleyen bu tür temsillerin, psişik yaptırımlarla özdeş hale gelmesine şaşırmamak gerekir.

 İzmir-Londra, Kasım 2017


 


 

 


 

GİZLİ, GEÇİCİ ,SAHTE
SECRET, TEMPORARY, FAKE


Curator: Gülay Yaşayanlar 
instagram @saglamart



Gözde Yenipazarli, Untitled, 100x350 cm, C Print, İzmir

 
 












ınstagram @quatuorelemanta

19 Nisan 2013 Cuma

                                Beruhigt // Sakinleşmiş
                                3.01.2013 /25.01.2013
                                GOETHE INSTITUT -İZMİR








19 Ağustos 2011 Cuma



“fotografik günlük”
Gözde Yenipazarlı
01 Haziran - 30 Haziran 2011
K2 Güncel Sanat Merkezi
Belleğin yaşamlarımızı yapan şey olduğunu fark etmek için, parça parça da olsa, belleğimizi yitirmeye başlamamız gerekir. Belleksiz yaşam, yaşam değildir...
Belleğimiz; tutarlılığımız, aklımız, duygumuz, hatta eylemimizdir.Onsuz birer hiçiz...
Luis BUNUEL
Belleğin ayrıcalıklı zamanına sahip olan bizler, geçmiş, şimdi ve gelecek arasında kimliğimizi, varlığımızı, kültürümüzü oluştururuz. Geçmişin ışığı ile şimdi ve geleceği aydınlatan anımsama edimi bireysel ve toplumsal kimliklerimizin ayrılmaz bir parçasıdır.
Fotografik imgenin doğası, belgeleme niteliğini asla unutmaz. Günümüzde, her ne kadar tekniğin olanakları ile değiştirilebilir, geliştirilebilir, dönüştürebilir olduğunun bilincinde olsak da fotoğraf yoluyla belgelenen görüntünün gerçekliğini çoğu zaman sorgulamayız. Geçmişi anımsama biçimimiz, belleğin içinde yalın halde bulunan görüntüler değildir. Geçmişin anı haline gelmesi için dile getirilmesi, temsil edilmesi gerekir. Bu nedenle, Fotografik Günlük çok temelde bizi geçmişe götürmez aslında zamansal statüsü şimdi de konumlanır. Anın geçmişte yaşanmış olması ve şimdi de temsilinin oluşturduğu zamansal yarılma, sanatsal yaratıcılığı ortaya çıkarır. Donmuş anların, artık ölü zamanların kurduğu bambaşka bir zamansallık yeni bir hikayenin olasılıklarını oluşturur. Fotografik belgenin nesnel gerçeği olduğu gibi yansıtacağına duyulan güçlü inanca, sanatçının hem biçimsel hem de içeriğe dair öznel tercihleri eklenir. Sanatçı, mevcut bütün izler arasında bir seçim yaparak, belli izlerin yaşananları en iyi ifade ettiğine karar verip bunları saklar ve izleyicinin bu saklı anları kendi zihninde yeni anlamlarla ilişkilendirmesini sağlar. Fotografik Günlük, sanatçının kendi yolculuğuna bir davettir. Bu açık davet izleyicininde kendi yolcularına çıkabileceği tek bakışta o uçsuz bucaksız sonsuz anlatılar diyarına geçebileceği bir geçit...
Özgül Kılınçarslan


“photographic daily”
Gözde Yenipazarlı
01 Haziran - 30 Haziran 2011
K2 Güncel Sanat Merkezi

''You have to begin to lose your memory, if only in bits and pieces, to realize that memory is what makes our lives. Life without memory is no life at all.  Our memory is our coherence, our reason, our feeling, even our action. Without it, we are nothing.”                     

Luis Bunuel

We who own the privileged time of memory, create our identity, our existance and our culture between now and the future.The act of recalling, which enlightens now and then with the light of the past is an indispensable part of our individual and social identities.

The nature of photographic image never forgets the quality of documentation. Nowadays we never question the reality of the image displayed by photography although we are aware of its ability to be changed,improved or transposed. We do not recall the past through the images which exist simply in it. The past needs to find voice in something and needs to be represented in order to be recalled. Therefore Photographic diary basically does not take us back to the past, in fact it is actual. As the moment was experienced in the past and the flashback of its representation leads to the artistic creativity The artist’s subjective preferences  about both the structure and the content are added to the strong belief in that the photgraphic document will reflect the objective reality full naked. The artist makes a selection among the whole existing marks, decides on the mark which represents what happened best, hides them and enables the audience to overarch this hidden moments with their own meanings. Photographical Diary is an invitation for the artist’s own journey. This open house is a gate through which the audience can go on their own journey in this endless world of narration at a single glance. 




Günaydın...08:10/Good morning...08:10


Bugünlerde gerçeklikle işim yok!..19:04/Nowadays I have nothing else with reality...19:04



Sardunyalar...19:00/Geraniums...19:00


17:15/ 17:15


yol arkadaşım...16:30/ my journey friend...16:30


İstanbul...20:30/İstanbul 20:30


'Fotografik Günlük' sergisi 111 fotoğraftan oluşmuştur.







'Fotografik Günlük ' sergi açılışından görüntüler.

5 Nisan 2010 Pazartesi

35 GSF 35

*Cumhuriyet Gazetesi sergi haberi